Menü

Son Yazılarım



Namaz Vakti

Beni Ekleyin!



Glitter Photos

Akra FM!



20/3/2009 - Kur'an'ın İşaretiyle Müslüman Olan Avustralyalı

Kategori: guncel
Terörist bir din olarak bildiği İslam'ı diğer dinleri araştırdıktan sonra seçen Avustralyalı genç Rubin, Kur’an’ın kendisini nasıl hidayete erdirdiğini anlatıyor. Kendisini dinleyenleri üslubuyla güldüren Rubin, Müslüman olma hikayesini bir stand-up'çı gibi anlatıyor.

 Şu anda video paylaşım sitelerinde izlenme rekorları kıran bir video dolaşıyor. Videoda Avusturalyalı Rubin değişik dinleri araştırdıktan sonra nasıl Müslüman olduğunu anlatıyor.

Kur'an'ın hidayet veren bir kitap oluşunun izlerinin görüldüğü video, izlenmeye değer. Üniversitenin ilk yılında anne-babasının ayrıldığını, köpeğinin öldüğünü ve bundan dolayı zor bir dönem geçirdiğini anlatan Rubin, daha sonra Hıristiyanlıktan başlayarak, Yahudilik, Hinduizm ve Budizm'i araştırdığını ifade ediyor... Standapçıları aratmayacak şekilde Müslüman olma hikayesini anlatan Rubin, İslam'a yönelik önyargısını ve camiye düşen yolunu dinleyenleri kahkahalara boğan bir üslupla anlatıyor. Müslüman olduktan sonra Ebu Bekir ismini alan genç, İslam Dinini seçmek için evinde oluşturduğu atmosferden bahsediyor ve Allah'tan varlığını göstermesi için çok küçük de olsa bir işaret bekliyor... Ancak o beklediği işaret bir türlü gelmiyor ve bundan rahatsız olduğunu anlatıyor.

Daha sonra tekrar Kur'an-ı Kerim okumaya başlayan Genç, aradığı işareti ilk okuduğu ayette buluyor... Avustralyalı gencin İslam dinini seçme hikayesini anlatırken güldüren ve bir o kadar da düşündüren videosu;

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/1/2009 - Amerika içerden Müslüman oluyor

Kategori: guncel



Obama'nın başa gelmesiyle birlikte ABD'de esen değişim rüzgarları aslında çok güçlü olarak başka bir yerde, çok daha 'içerden' esiyor. Yolu hapishaneye düşen yüzlerce ABD'li'içerden' Müslüman olarak çıkıyor.

ABD'de Pensilvanya eyaletinde State College'de SCI Huntingdon'da 5 yıldır mahkumlara imamlık yapan ve bu sürede 59 kişinin İslam'ı seçmesine vesile olan Bilgin Erdoğan, '2400 kişinin kaldığı hapishanede her dört kişiden biri Müslüman' diyerek durumu özetliyor. Erdoğan, hapishanede İslamiyet'ten sonra hayatını baştan aşağı değişen mahkumların çıktıktan sonra da ailelerinin İslam'ı seçmesine vesile olduğunu dile getiriyor.

Din danışmanlığı yapıyorsunuz. İçerde neler oluyor?

Amerika'da en fazla Müslüman olma oranı hapishanelerde oluyor. Amerikan hapishanelerinde (örneğin Pensilvanya'da) her dört kişiden biri Müslüman. Sürekli Müslüman oranı artıyor. İçerde Müslüman olma oranı çok yüksek. İnsan için hayatında en mühim iş insan isimli çiçekle islam isimli yağmuru birbirine kavuşturmak. Rabbim nasip etti 59 kişinin İslam'ı seçmesine vesile oldum. Yaklaşık beş yıldır bu işi yapıyorum ve çalıştığım kurumda 600'e yakın Müslüman var. Bunlardan 400 kadarı Ramazanda oruç tuttu.

Nasıl bir hizmet sunuyorsunuz?

Cuma namazlarını kıldırıyorum ve hutbe okuyorum. Hücre ziyaretleri yapıyor, sıkıntılarını paylaşıyorum. İslamla ilgili sorularını cevaplıyorum. Yakınları vefat ettiği zaman psikolojik destek veriyorum. Akide, Kur'an ve hadis dersleri yapıyoruz.

Neler anlatıyorsunuz?

Onları tekrar topluma kazandırmaya çalışıyorum. Çoğu yetim ve öksüz. Allah Resulu ile o noktadaki kader benzerliklerine atıfta bulunuyorum.Yüreklerine merhamet kazımaya çalışıyorum. Tekrar eski suçlarına geri dönmemeleri için dinden referansla terapi yapıyorum. Ailelere çocuklarına sahip çıkmaları noktasında yardımcı olmaya çalışıyorum. Bir mahkum vardı yaşlıca. Hapishaneye girdikten sonra Müslüman olmuş. Eşi ve yedi çocuğu var. Önce eşi sonra çocukları ve torunları Müslüman oldu. Yani hapishanede Müslüman olmasından sonra 49 kişiye vesile olmuş.

Dinle ilgili neler merak ediliyor?

İçerde oldukça bilgili insanlar var. Hiç cami görmemiş de olsalar herşeye aşinalar. Din onları diri tutan temel gerçek. Yani yüzlerce soru geliyor. Namaz, mezhep, tarih yani dinle ilgili herşeyi merak ediyorlar.

Neden içerde İslam'ı seçiyorlar?

İslam gercekten fıtrat dini. İslam'ın mesajı cazip geliyor ve içerde vicdanlarıyla başbaşa kalan insanlar bu mesajı algılama imkanı buluyorlar. Bu insanlar tutsak da olsa dışardaki toplum zindanına nazaran ruhen daha özgürler çünkü vicdanın sesi olan İslam'ı kabul ettiklerinde onlara karışan ilişen dışardaki hayata göre daha az. İslamın pratik din olması onları cezbediyor. Mesela bir mahkumun bundan 22 yıl önce hidayete ermesine vesile olan şey karşı hücresindeki mahkumun kıldığı namaz. Önce tartışıyor, İncil'den örnekler veriyor ama bir gün arkadaşını namaz kılarken görüyor ve yüreği o an on ikiden vuruluyor.

Müslümanlığı seçenlerin hayatlarında neler değişiyor?

Hayatlarında çok şey değişmeye başlıyor. Ama tıpkı güneş doğduğunda nasıl hemen ısıtmazsa Müslüman olunca da onun ahlakının hemen insanı kuşatması mümkün değil. Güneşin ısısı gibi yavaş yavaş insanı sıcaklığı sarıyor.

11 Eylül saldırısıyla ABD'de İslam etkilendi. Peki Obama'nın başkan seçilmesi nasıl etkiledi?

İçerdeki mahkumlar genelde Afro Amerikan ve oy verebiliyor olsalardı kesinlikle Obama'ya oy verirlerdi. Birçok Müslüman cezaevinde Obama'nın kazanması için dua etti. Müslüman ve Afrika kökenli bir aileden gelmesinden dolayı mahkumların ona karşı bir sempatisi var. Tabii bir de önceki hükümetten duyulan rahatsızlık da Obama'ya yakınlık duyulmasında etkili.

Cezevindeki Müslümanların sayısındaki artış ABD hükümetini rahatsız ediyor mu?

Bir mahkumun yıllık masrafı devlete yaklaşık 30 bin dolar. Yani yılda 35 kişiyi şayet Allah korkusu ile eski suçlarına dönmekten vazgeçirirsem bunun devlete katkısı bir milyon dolar.Yani devlet bir milyon dolar harcamamış olacak. Müslümanlığı seçen mahkumlar yeni yaşantılarından dolayı cezaevine dönmek istemiyor. Cezaevinde de yaşantıları değişiyor. İçerde teheccüd namazı kılan onlarca insan var. On günde bir hatim yapanlar bile var.

Dışardaki kadınlar içerdeki mahkumlarla evleniyor

Amerika hapishanelerinde bayan ve erkek ilişkileri çok enteresan. Dışarda özgür bayanlar içerdeki mahkum beyleri tercih edebiliyorlar hatta bazı mahkumlarla duygusal birliktelik yaşayabiliyorlar. Çünkü bana göre dışarda daha büyük bir zindan var. Zira içerde olan kişi duygusal olarak o kişiyi daha fazla tatmin edebiliyor. Ona sayfalarca mektup ve şiir yazabiliyor. İnsanlar ruhlarındaki açığı doldurmak istiyor.

YÖNETİM DİNE SAYGILI

Öte yandan cezaevi yönetimi Müslümanlara karşı çok saygılı davranıyorlar. Mesela geçen Ramazan 400 mahkum oruç tuttu ve yönetim sahurluk paketi hazırladı. Hapishane şartlarında mahkumlar oruç tutuyorlar dönmeyen dilleriyle Kur'an okuyup, Arapça çalışıyorlar.

Cezaevi Günlüğü

'Bugün bir mahkum ofisime geldi. Uzun süredir İslam'ı araştırdığını söyledi. Kısa bir zaman sonra çıkacakmış ve başka bir hayata başlayacakmış. İsmi William Burgess idi. Hayatını değiştireceği için önce isminden başlamak istedi. Esma-üI Hüsna'dan Sabur ismini beğenmiş. Çünkü 24 senedir içerideymiş. Şimdi 47 yaşında. 23 yaşında gece soygunundan dolayı içeri girmiş, uyuşturucu falan satmış. Şehadet getirdi ve Afro-Amerikan bir kardeşimiz daha katıldı İslam ailesine. Siyah tenli bir yürek daha aydınladi. Onun yüreği şimdi bizden daha aydınlık.'

Yeni Şafak / Ayşe OLGUN
Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/10/2008 - Bir dosta Nasihat

Kategori: guncel

Muhterem dost !

 

Akidenizi ciddiye aliniz…Siz Allahi ciddiye alirsaniz , Allah da sizi ciddiye alacaktir.Her zaman sunu deyiniz. Rabbim varsa neyim yok ve Rabbim yoksa neyim var?

Akide soz ve amel demektir.

(Iman el kavlu vel amel) Soz iki amel ise uctur..Soz Islamin hukumlerini dil ile ikrar ve kalp ile tasdik , amel ise  dilin ameli; yani zikir, evradi ezkar, kur’an okuma , kalbin ameli; havf, hasyet, ask, reca , bedenin ameli ise namaz, oruc , hac, zekat veya hizmet gibi fiillerdir. Imanin salt sozde kalmasi Rabbi ciddiye almamaktir. Biz Rabbimizi ciddiye almazsak , Allah da bizi ciddiye almaz.Ustelik sadece dilde kalan iman Rabbin tiksindigi birseydir.

 

Muhterem dost !

 

Namazi dik tutunuz…Namazi birakmak demek, Allahi birakmak demektir…  Namaz gozun nurudur Hak nebi’nin dilinde… tipki gozumuzun nuru cocuklarimiz gibi…Namazi birkmayi yavrularinizi terketmek gibi aci birsey olarak gorunuz…Her terkettiginiz namazi yuz ustu birakilan oksuz ve caresiz cocuklar gibi dusununuz. Zira Allah ile iliskinizi bozarsaniz insanla da iliskiniz bozulur. Unutmayiniz Kabil once Allah ile iliskisini bozdu ve sonra kardes katili oldu…Sonuc olarak hayat gozunde anlamsizlasti…Unutmayiniz namazin katili olursaniz sosyal hayatinizinda katili olursunuz.

 

Muhterem dost !

 

Siz davet insani olmayi tercih ediniz. Sosyal hayatta kendinizi doktor gibi gorunuz. Sizi uzenleri hastaniz gibi gorurseniz onlara tahammul etmeniz kolaylasacaktir. Sizin onurunuzla oynayanlara sadece aciyiniz…Ibni Kayyim dort tip insan vardir der. Gida gibi , Ilac gibi , hastalik gibi ve zehir gibi…Siz sadiklarla beraber olunuz ve hastalara sifa dertlilere deva olmayi tercih ediniz. Zehir gibi olan insanlara ise dikkat ediniz…Vela ve bera ilkesince onlardan beri durunuz. Onlar size imaninidan dolayi tavirli olan kimselerdir.

 

Muhterem dost !

 

Talebelerinizi Allah’in bir ayeti gibi gorunuz. Vahyi okurken abdest almaniz gibi talebelerinizin gozlerindeki “IKRA” yi ve isaret parmaklarindaki  “Lebbeyk” i okurken dahi oyle bir ruh saffeti icinde olunuz. Onlari evladiniz gibi gorunuz ve hikmet sutu ile emziriniz. Onlara karsi hasin olmayiniz ki sizden sevgiyi ogrensinler.

 

Muhterem dost !

 

Kur’an ve sunnet gemisinden ayrilmayiniz. Zira Kur’an ve sunnet Nuh’un gemisidir ona binen kurtulacaktir. Kura’ni anlamada lafiz, mana ve maksat butunlugu icinde hareket ediniz. Kur’ani anlamada esbab-I nuzul ne ise hadisi anlamada esbab-I vurudun ayni sey oldugunu biliniz. Baglamindan koparailan nas, nas olmaktan cikar ve artik o gemi su almaya baslar unutmayiniz. Kur’an ile hayat bulunuz.

 

 

 

Muhterem dost !

 

Herseyin Allahtan gelen bir lutuf oldugunu hatirlarsaniz bu sizi mutlu kilacaktir. Mutlu olanlar neyim var sorusuna yogunlasanlar , mutsuz olanlar ise neyim yok sorusunda kilitli kalanlardir.

Mutlu olmak , mutlu oldugumuzun farkina varmaktir. Parcayi goren insanin , butunu goren Allaha teslim olmasidir.

 

Muhterem dost !

 

Sir tutma ahlakini muhafaza ediniz. Biliniz ki iman emanet demektir kufur ise ihanet. Size emanet edilen bir sirri ifsa etmek ise sapik bir teshircinin mustehcen bir yerini gostermesinden daha ayip ve daha yuz kizarticidir.

 

Muhterem dost !

 

Durust olunuz ve durust olmada cesur kaliniz…Sahtekarlar dahi sahtekarliklarinda cesur olabiliyorlarsa bizim durust olmada cesur ve dik olmamiz gerekmektedir. Ancak her dogruyu her yerde soylemeninde gerekli olmadigini biliniz. Size zaten o yakisir. Ama yavrulari icin cakalin onune atilan tavuk misali bizde Hak adina cesur ve dik olmamiz gerekmektedir cagin cakallarina karsi…Unutmayiniz ki insanligin efendisi once EMIN Muhammed sonra RESUL Muhammed oldu.

 

Muhterem dost !

 

Kalbin iki temel hastaligi oldugunu unutmayiniz. UCUB ameline guvenme hastaligi olarak bilinir. Insanin, cenneti elde var bir, olarak gorme psikolojisidir. Bu hastaligin ilaci hasyetullahtir yani Allahi sevdiginiz icin ondan korkmaktir. Kisi , icinde imanini kaybetme endisesini yitirse ibadete mecali kalmayacaktir. Insanin kendini begenmesi kadar insanin ruhi hayatina zarar verebilecegi baska bir sey yoktur. Allah resulu dahi istigfar ile oturur istigfar ile kalkardi.

Bir diger rahatsizlik ise YEIS olarak gecer ki bu daha tehlikelidir. Insanin Rabbin merhametinden umudunu kesme psikolojisidir. Bu hastaligin recetesi ise RECA dir. Kim olursak ve ne yaparsak yapalim bimeliyiz Allah rahmeti sonsuz olandir. Bu anlamda insanin denge psikolojisi icinde yani HAVFU RECA denilen korku ve umut arasi bir dengeyi yakalamasi gerekir. Unutmayin vasatta hayat vardir.

 

Muhterem dost !

 

Ailenize sahip cikiniz…Aileyi ayakta tutan temel dort “S” kuralini unutmayiniz. SEVGI, SAYGI, SADAKAT, SORUMLULUK… Bir kahvenin kirk yil hatri olur derler…Peki bir kahvenin  hatri olsun, bir hediyenin veya ikramin hatri olsun size en guzel hediye olan cocuklarinizi veren esinizin hatri olmasin olur mu? Elbette olmaz… Sizi siz yapan temel seyin yavrulariniza veli olmak oldugunu unutmayiniz

 

Muhterem dost !

 

Insanlarin kalplerini kirmayiniz. Onurlariyla oynamayiniz… Zira insanin eli kirilirsa caresi var, basi kirilirsa caresi var lakin kalbi kirilirsa bunun bir omur devam edebilcegini unutmayiniz. Ruha atilan cizikler bir omre atilan ciziklerdir.  Bir kalbi kirmak bir hayati kirmak demektir.

 

Muhterem dost !

 

Dua’nin en buyuk deger oldugunu unutmayiniz. Size en hayirli sevgili  olan dostunuz size en cok dua edendir unutmayiniz… Siz hayirli bir dost olunuz ve dua ediniz…

Muhterem dost !

 

Sabir ahlakiniz olsun…Unutmayiniz ki sabir ile din arasindaki iliski kelle ile govde arasindaki iliskiye benzer. Ancak sabir caresizce beklemek degil bilakis DIRENMEK demektir. Bu baglamda sabri tavsiye etmek direnmeyi tavsiye etmektir. Uc seye sabredilmesi gerekir

1 ) Kullugumuzu ifa etmek icin 2) Haramdan ictinap etmek icin 3) Zorluklar icin

Allah, es SABUr olan dir ve ondan sizin ve kendim icin sabir ahlaki diliyor ve dileniyorum.

 

Muhterem dost !

 

Tevbe siariniz olsun. Insan , nisyan ile maluldur ve dusmek muktezay-i beseriyettir…

Ancak tevbe, insandaki kufr egilimini kiran yegane guctur. Tevbe Adem ile seytani ayiran bir degerdir. Herkes hata yapar ama kurtulanlar donus yapanlardir. En muhterem insanlar dahi hata yapmislardir. Adem once cennetten kovulmus (Taha , 121) , Musa (as) bir Kipti’yi istemeden de olsa oldurmus (Kasas 15) Yunus (as) Ninova kentini Allah’in izni olmaksizin terketmis (Saffat 139) ve yine Muhammed (as) ise ama bir zati ihmal ettigi icin tazir edilmis ( Abese 1-7)..Ama bu insanlar yine en buyuk ve en muhterem insanlardir cunku donus yapmislardir…Unutmayin ki cektigimiz sikintilar gunahlarimizin neticesidir bazen…Iste o sikinti adeta Yunus kissasinda ki baliga benzer ve bizi yutar. Iste o dem “La ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minezzalimin” demeliyiz. Yunus baligin karninda iki seyin altini cizdi. Tevhid ve Tevbe…Iste bizide sahil-I selamete cikaracak olan Tevhid ve Tevbedir.

 

Muhterem dost !

 

Tevbe donus demektir….Evden kacan bir cocugun pisman olup geri donmesi ve babasinin kollarina sarilmasi gibi bir seydir tevbe…Eski Arap, bir kole efendisinin evine geri donerse buna tevbe etti diyordu…Iste hata isledikten sonra geri donus yapiyorsak bunun adi Tevbe’dir.Tevbe edebilmek icin dort sar gerekir

 

1)      Islenilen isin haram kabul edilmesi ki bunun icin Kur’ana ve sunnete muracaat edilir

2)      Islenilen seyin kisinin vicdanini rahatsiz etmesi ki bu kiside vicdan bloke olmamaissa mumkundur

3)      Vicdani rahatsizligin dile dokulmesi ve gunahin dil ile istigfara donusmesi

4)      Amel ile islenilen gunahin cinsinden geri donus yapilmasi…Dille giybet eden birinin hakki konusmasi gibi…Kol kirdiysaniz hastaneye goturursunuz mesela , kalp kirdiysaniz onun bilmiyorum tedavisi nasil olur ama mutlaka onun da bir yolu vardir.

 

Rabbim et Tevvab olandir…

 

 

Muhterem dost !

 

Sohbet-i canandan asla ayri kalmayiniz. Sohbet ve sahabi Arapca S-H-B kokunden gelir ve bunun anlami “Birine yakinlik duyup onunla beraber olmak, samimi olup arkadaslik ve dostluk kurmak” Sohbet size dost kazandiracaktir…Sohbette insibag vardir der Bediuzzaman…Sohbet kisiyi boyar, akil, vicdan, fitrat ve vahiy boyasi ile boyar ve yeniler…Insan , Allah’in cekim alanindan cikarsa seytanin cekim alanina girer unutmayiniz…Onun icin sohbet-i canan ile boyayiniz kendinizi…Kisi arkadasinin dini uzeredir nebevi ikazinin da muktezasi olarak arkadaslarinizi secerken gozlerinden cok ozlerine dikkat ediniz…Gozler ozun aynasi da olsa…

 

Ey !Mukallibel Kulub olan Rabbim kalbimizi dinimizde sabitle…

 

Amin

 

Muhterem dost !

 

Bilirsiniz ve biliniz ki  bilinc, bilgiden muhteremdir. Onun icin Rabbimizin biricik emaneti olan vahiy, bize informative bilgi sunmak yerine  hazir bilgilerden yola cikarak, bir bilinc insa etmeye calisir.Zamana , mekana ve sayiya atif yapmak yerine bir ruh ve idrak uyandirmaya calisir muhatabina…

 

 Cehalet ise bilgiden yoksun olmak degil, bilincten yoksun olmaktir. Bundan dolayidir ki

Kureysli Ebu Cehil, Habesli kole Bilal’in yaninda zir cahil olarak kabul edilir. Zira veri ne kadar cok olursa olsun muhim olan onun coklugu degil kavranip hayata geciriliyor olusudur.

 

Islam epistemolojisin de bu idraki uce ayiririz. 1) Ilmen yakin (Suyun H2O) olarak bilinmesi gibi

2) Aynel Yakin (suya dounmak gibi) 3) Hakkel yakin (suyu icmek gibi) Cehalet ise yine uce ayrilir , 1 Cehli basit (Bilmemek) 2) Cehli murekkep ( Bildigini bilmemek) 3)Cehli muk’ata (Biliyor gibi yapmak) Cehalet aslinda tam anlamiyla bilincsizliktir.

 

O halde burada sorulmasi gereken temel soru su : Insanlar bildikleri halde niye bilincsiz olurlar ?

Tam bilinc icin esasta iki sey gerekir. Akil ve ask…Muhammed Ikbal’in dedigi gibi “Akil , aska sahip olursa Hakki bulur ve askin esasli temeli akildir”  Nasil ki bir musikiyi idrak etmek icin hem akil hem his lazim insanin bilincinin iki temel esasi da akil ve ask olmak zorundadir. Akil, musikinin notalari ve enstrumaniyla ilgilenirken, duygular onun nagmesi ile ilgilenir. Dolayisiyla akli ve aski imtizac ettirmek lazimdir ki kul Rabbin ust hukukunu muhafaza etsin.

 

Cafer bin Ebi Talib’in dilinde ise akil insanin icindeki peygamber ve peygamber insanin disindaki akildir. Akil ile vahiy arasinda ki iliski goz ile isik arasindaki iliskiye benzer. Akil ve vahiy yani goz ve isik bakmak icin yeterlidir ama gormek icin bir de duygu gerekir. Dolayisiyla bilinc uc temel sac ayagina oturur. Akil, vahiy ve ask…Modern dunya bakan korlerle doludur..Yoksullara bakarlar, yetimlere bakarlar, sokak cocuklarina bakarlar ama gormezler..

Goremezler cunku yureklerinde ki ask dumura ugramistir.

 

Insan hayatinda en aci olan sey ise imanini vesevgisini kaybetmesidir...

 

Rabbim akil, vahiy ve ask dengesini muhafaza edenlerden kilsin

 

Amin

Muhterem dost !

 

Imaniniz pazarliksiz olsun… Yaratilmis olmanin en yuksek gayesi ve hedefi Allaha imandir. Ancak imaniniz pazarliksiz ve askiniz kosulsuz olsun. Zira Allah kuluyla pazarlik yapmasini sevmez…Pazarliskiz iman tam teslimiyetin oldugu imandir…Mazeretin olmadigi, icten pazarligi olmayan bir imandir pazarliksiz iman…Yani Rabbim sen beni ni’metlendirirsen sana kul olurum seklide ki sozle olmasa dahi tutum ve davranisla yapilan sekliyle iman Yahudice olan imandir ve lanetlenmeye ve Rabbin gazabini cekmeye sebebtir. Oysa ki insanin soylemesi gereken Ibrahim Hakki gibi olmalidir.

 

Gelsede celalinden cefa ,

Gelsede cemalinden safa

Ikiside cana safa ,

 Mevla gorelim neyler

Neylerse guzel eyler

 

Tipki bir tevhid-i ef’al saliki gibi , tum fiillerin failinin Rab oldugu sirriyla Rabbe teslim olmaktir.

 

 Pazarlikli iman ise Yahudice olan imandir.  Hz Musa’ya dedikleri gibi,

“Biz men ve selva ile yetinmiyoruz Rabbine soylede , kabak sarimsak, mercimek, sogan ve kabak gondersin” ve olmayinca Rablerine kusen ve peygamberlerini yalniz birakan bir zihniyettir pazarlikli iman. Hayatlarinda giden seyler kendi istedikleri gibi olmayinca Rableriyle iliskilerini kesen ve vahyin peygamberini yalniz birakan bir zihniyete sahiptir pazarlikli iman…(Bakara: 2:61)

 

Pazarliksiz iman ise ben her halukarda sana kulum diyerek Rabbe yonelisi kosula baglamayan bir imandir ve iste gercek iman o dur.

 

Muhterem dost !

 

Askiniz kosulsuz olsun. Zira size gonul insani olmak yakisir. Gonul insani odul insani degildir.Onun tek gayesi bir yuregi fethetmektir. Yuregi sevgiye acan , idrake acan insan gonul insanidir.

 

Yuregi foksiyoneldir onun ve mefluc olmamistir asla… Mefluc olmus yurekler icin Akif ;

 

His yok hareket yok les mi kesildin

Hayret veriyorsun bana sen boyle degildin

 

dedigi gibi o his ve duygu itibariyla semalarda pervaz eder. Onun derdi bir yurege girmek ve onu yikamaktir. Akif’in dedigi gibi ;

 

Nerde bir garip gorsem yanar ta derinden cigerim

Onu dindirmek icin tekme yerim cifte yerim

 

Gonul insani cok deger verdigi insanlar kendisine pislik muamelesi yapsa ve kendisinden yuz cevirsede o yurekleri bir kere daha aralamaya calisir. Zira o pazarliksiz bir imana ve kosulsuz bir aska taliptir. Zira imanin guzelligi pazarliksiz olusunda, askin guzelligi ise kosulsuz olmasindadir. Imanin nasil katiksiz olmasi gerekiyorsa ve sirke ve supheye tahammulu yoksa askin da cikara ve menfaate tahammulu olmaz.

 

Beden menfaat ve odul ister ama gonul durudur. O cok ote bir yerdedir…Bedeni ve cinsi tanimlari cok gerisinde birakir. Zira ruhun derece-i hayatinda yasanir ask….Onun icin orda sehvete yer yoktur…Beden sehevidir…Onun icin elin zinasi, sehvetle dokunmaktir, gozun zinasi sehvetle bakmaktir, kulagin zinasi sehvetle dinlemektir,  dilin zinasi sehvetle konusmaktir…Ama gonlun zinasi olmaz cunku orda sehvete yer yok… Orda olsa olsa SEFKAT var…Orasi darul sehvet degil belki darul SEFKAT…

 

Rabbim bizleri gonul insani kilsin

 

AMIN

Bilgin Erdogan

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/9/2008 - ELEŞTİRDİĞİMİZ HER YÖN, KENDİMİZE KAPATTIĞIMIZ BİR KAPIDIR

Kategori: guncel

Alemlerin Rabb'i, Rahman ve Rahim, Adil ve aynı zamanda merhameti sınırsız olan, bize kitabı ve hikmeti öğreten, kalemle yazmayı öğreten yüce yaratıcıya hamd olsun.

Eleştirmek kolaydır. Zevklidir hem de… Alırsınız bir eseri, maksat ve mantığı üzerine kafa yormaksızın, içinizde saklı önyargılar doğrultusunda, size ters gelen noktalarından tutar, yerden yere vurursunuz. Kişileri eleştirmek ise daha da kolaydır. Hele bir de o kişi, sürekli olarak toplumun önündeyse eleştiri bombardımanına zaten açıktır.

Peki ama insanlar niçin eleştiriye ihtiyaç duyarlar? Neden eleştirmek adına önyargı (su-i zan), gıybet ve iftira düzeyine varan cehennemî açmazlara sürüklenirler?

İnsanoğlunun hayata kendi penceresinden bakmayı sevmesi tabiatı icabıdır. İster olumlu, ister olumsuz olsun, eleştirinin temelinde bencil düşünce yatar. Şeytan, secde emrini aldığında Adem’in şahsında Hakkın Yaratıcı Kudretini eleştirmiş; ”Beni ateşten, onu ise topraktan yarattın” demişti. İster kabul edin ister çok acımasız bulun gerçek şu: Eleştiri; 'Ben' merkezli bakış açısının ürünüdür.

Eleştiren insan, aslında karşısındaki kişiyi ya da eseri kendine benzetme gayreti içinde olduğunun çoğu kez farkına varmaz. Evet, insan aynada daima kendisini, duygularını, düşüncelerini, bir başka ifadeyle kendi veritabanına uygun olanı görmek ister. Ayna o güne kadar görmediği bir yönü kendisine aksettirdiğinde can havliyle zıplar ve başlar aynayı eleştirmeye!... Aynanın tek suçu, ona bakana kendisini aksettirmektir oysa…

Hayat boyu karşımıza çıkan kişiler, eserler ve olaylar bir nevi ayna değil midir? Onlarda kendimizi seyretmek, eksiklerimizi görmek, fark edemediklerimizi fark etmek, bize sunulmuş olan bir nimet değil mi? Böyle bakmak varken, kıyasıya eleştiri mantığı içerisinde niçin ışığa gözlerimizi yumuyoruz?!

Eleştirdiğimiz her yön, kendimize kapattığımız bir kapıdır aslında. Objektif baktıkça yeni kapılar açar, bilinmeyene uzanan sağlam köprüler kurarız.

Hakkı gerçek anlamda kavramış kişilerin eleştiriden uzak durduğu bir vakıa… Onlar Hak'tan gayrı bir şey görmüyorlar ki, eleştirecek yön bulabilsinler! Yani her şey olması gerektiği gibi aslında.

Bunun zirve örneği Rasülullah'dır (s). Rasül'ümüzün (s) uzun süre hizmetinde bulunan Enes Bin Malik (r) anlatıyor:

Tam 10 yıl Allah’ın Rasülü’nün (s) hizmetinde bulundum. Bir kez bile bana “Şunu niçin şöyle yaptın" ya da "Böyle yapmadın?” demedi…

Hakkı görenlerin değil eleştiri, zaman zaman tavsiyeden dahi kaçındıkları, olayları akışına bırakıp seyrettiklerine şahidim. Yazı hayatımın başlangıcında farklı dünya görüşlerinden meşhur iki kalem ehline mail göndermiş, eleştiri ve tavsiyelerini almak istemiştim. Gelen iki cevap şöyle idi:

"Düşünce dünyasındaki evriminizi sürdürünüz. Herkes kendi kulvarında akar… Şu durumda herhangi bir eleştiri ya da tavsiyemiz olamaz, akmaya devam ediniz."

"Tefekkür seyriniz daim olsun. Eleştiri ya da tavsiyeye şu an itibariyle gerek yok. Çünkü zaman sizi, bulunmanız gereken noktaya doğru taşıyacaktır. Gayret edene, zaten yardım edilecektir.

Bu düşünceleri, bize yöneltilen eleştirilerden ötürü kaleme aldığımızı düşünmüyorsunuzdur umarım. Açıklık halini, her sözün, her tavrın ayna olduğu düşüncesini elden bırakmazsak ne alınır, ne de eleştirecek nokta görürüz.

Uyarıda bulunmak istediğimiz konu; eleştirinin dışarıya yönelik olmaktan çok kendimize dönük olması gerektiğidir. Dışarıya yapılan her eleştiri, veritabanımızdaki bir kayıtlanmanın dışa yansımasından başka bir şey değildir. Kayıtlara sıkı sıkıya tutunmak; bizi yapıcı tavsiyeden kınamaya, kınamadan kötülemeye, önyargılara ve hatta iftiraya varan azap boyutlarına çekecektir.

Kınama ve gayrı görmenin neticesi mi?

Bakın Rasülullah (s) bu konuda ne buyurmuş:

“Kim bir mü'min kardeşini, eksikliği ya da yanlış tavrı sebebi ile kınarsa, o hali kendi nefsinde yaşamadıkça ölmez."

İşte tehlike bu!

Tefekkür dünyasında isim yapmış bir büyük kalem ehli, yeni yayınlanan kitapları, yazdığı dergilerde kıyasıya eleştirmeyi, söz konusu eserleri alıp yerden yere vurmayı adet edinmişti. Öyle ki, çeşitli konularda eserler hazırlayan genç müellifler ve yayıncılar onun diline düşmekten korkar hale gelmişlerdi. O günlerde içimden şöyle demiştim; ”Bakalım bu tavır neye mâl olacak?” Aradan belli bir zaman geçti ve söz konusu kişinin oğlunun sapık bir düşünce akımına öncülük ettiğine şahit olduk. Sadece babasını değil, o güne dek sahip olduğu tüm değerleri de reddediyordu. Kısacası utanılacak bir evlat haline gelmişti. Babası, farkında olmaksızın bu neticeye öncülük etmişti aslında. Çünkü o, herkesi kınamıştı. Bedelini de herkes tarafından kınanan bir oğulla ödedi.

Sözü çok fazla uzatmaya gerek yok. Eleştirmekle seyretmek arasındaki tercihi size bırakarak, bir hadis, bir de ayetle yazımıza son noktayı koyalım.

“Önce kendi nefsine, sonra insanlara vaaz et” Muhammed (s)

“Oku Kitabını. Bugün, hesap sorucu / yargılayıcı olarak sana nefsin (öz benliğin) yeter!” (İsra-14)

Ayetin emri gereği ilkin kendimizi okumaya yönelsek, başkaları hakkında yorum yapmaya imkan ve cesaret bulabilir miyiz dersiniz?

Selam ve dua ile...

 Mehmet AKBAŞ

Yorum (21) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/9/2008 - Ramazan ve Insan

Kategori: guncel



''Kur'an , insanogluna bir rehber, bu rehberligin apacik bir delili ve dogruyu yanlistan ayirdedici bir ölcü olarak Ramazan ayinda indirilimistir.'' (Bakara 185)



Ramazan bir güz yagmuru gibi gökler ötesinden gelen bir yagmur adeta... Kelimesinde sakli anlami...Yagmurun topraga can vermesi gibi, Ramazan da yürek cografyasina can verir...Yagmurun göklerden inmesi gibi vahiy de muhatabina gökler ötesinden bu ayda inmistir zaten... Yagmur göklerden inen bir bereket, vahiy gökler ötesinden inen bir rahmettir insana...Yagmur topraktaki sifa, vahiy gönüllerdeki deva... Yagmur yeryüzünün damarlarina verilen kan, vahiy yeryüzündeki insanin gönlüne verilen candir adeta... Ramazan su evrensel ilkeyi hatirlatir insana: '' Toprak yamursuz olmaz, insan da Kur'ansiz olmaz'' Yagmur topragi camur yapar, vahiy ise özü camur olan insani insan yapar. Yagmursuz toprak magdur ve sefil olur vahiysiz insan ise alcalir ve rezil olur. Yagmur topraktaki kaliteyi, vahiy ise insanda ki kaliteyi belirler.Yagmur toprakla toprak olur insan da vahiyle insan olur. Yagmur yeryüzündeki cirkef camurunu vahiy ise insan ruhundaki pisligi temizler...

Ramazani degerli kilan, bu ayda vahyin insana gönderilmis olmasidir... Bu ayda yürekler Kur'anla beslenir...Yürek vahiyle beslenince vicdan olusur gönüllerde... Oruc insana vicdan hediye eder... Insan bu hediyeyi kabul edince hayat cehennem olmaktan cikar ve cennete döner... Yeryüzündeki tüm masumlar ve magdurlar icin göz yasi ve ter dökmeye hazirlar vicdan insani... Ramazan, insan bedenine, ekmeksiz kalan insanlara empati yapmayi, insan ruhuna ise vahiysiz kalan insanlara el uzatmayi ögütler adeta...Ramazanin en büyük hediyesi insan ruhuna atfettigi bu vicdandir...Vicdansiz insanlarin egemen oldugu bir dünya ise iskencedir adeta...


Hobbes ''Homo homini lupus'' der yani insan insanin kurdudur ona göre...Insan insanin kurdu olunca dünya kurtlar sofrasina döner...Dünya kurtlar sofrasina dönünce zulm mesrulasir... Mesruiyet kazanan zulmün ardindan ise isgal yasal hale gelir...

Isgal yasal hale gelince ise zulm kacinilmaz olur... Öyle ki zulm adeta felsefe haline gelir... Bireysel cikarlar icin öldürmek illegal iken ulusal cikarlar icin katletmek mesru hale gelir. Bireysel ahlaksizlik evresel bir hal almaya baslar ve güclü olan haklidir ilkesi felsefe haline gelir. Bir cocuk öldüren katilin muebbet hapis yattigi bir memleket binlerce cocugu ulusal cikarlari icin öldürmekten kacinmaz.Bir evi soyan hirsiz yirmi yil hapis yatar ama onlarca memleketin ekonomisini ipotek altina alan kapitalist sömürüye kimse ses cikaramaz.


Iste Kur'an vicdan eksenli bir dünya insa etmeye davet eder tüm insanligi...Eskiya dünya'ya hükümdar olmaz der adeta...

Hak ve adalet icin göz yasi veya ter hatta bazen kan vermeyi ögütler vahiy insana...Cikar eksenli bir dünyayi adalet merkezli bir dünyaya dönüstürmeye davet eder evrensel mustu olan vahiy bizi... Bize üst prototiplerden misaller verir ve bizi adalet, hukuk veya vicdan eksenli mücadeleye davet eder. Onun icin Ramazan orucu, bireyde adanma bilincini olusturur. Yedigi bir ögün yemegi feda edemeyen bir kisi cikar merkezli bir dunyayi hak ve adalet merkezli, ahlak ve fazilet eksenli bir dünyaya nasil dönüstürecektir? Ekmeginden vazgecemeyen canindan nasil vazgecektir? Ibrahime selam olsun diyen dudaklarini, Ibrahimi bir yürege nasil dönüstürecektir? Ramazan sunu diyor adeta Ibrahim olman icin önce canindan ve cananindan vazgecmelisin.

Ekmeginden vazgecemezsen canindan vazgecebilecek bir yigitlige asla kavusamazsin...Ya da sunu söylüyor bence: Ey insan sen Ibrahim gibi canindan vazgecemiyorsun madem bari ekmeginden bir süreligine vazgec...Belki Allah icin vazgecmek bir gün sende ahlaka dönüsür ve sen de birgün Ibrahim olursun...


Insan, Ramazan ayinda vahyin üst prototip olarak belirledigi nebilerine bakar ve bir de döner kendine bakar...Adeta söyle der insan okuduktan sonra o kutlu kissalari ''Onlar nerede ben neredeyim?'' Onlar canlarindan gecmisler ve tevhit icin bas vermisler

ben bir ögün yemegimi dahi feda ederken zorlaniyorum...Böylece Ramazan kisiye aczini hatirlatarak tövbeye davet eder...

Acizim aciz olani istemem ve faniyim fani olani istemem algisinin eyleme dönüsmesidir Ramazan... Ramazan insanda ki Firavunluk damarini kiran ve kesen bir kilictir adeta...Zira acikan,susayan ve arzu eden bir insanin ilahlik gibi bir iddiasi olamaz...Böyle bir iddianin bos bir iddia oldugunu hatirlatir Ramazan...Öyle ise hic bir patron iscisine, hic bir amir memuruna

köle muamelesi ve hic bir isci patronuna ve memur amirine ilah yakistirmasi yapamaz...Kulluk; aciz olan, acikan ve susayan bir varliga degil acziyetten münezzeh ve müberra olan bir otoriteye yapilir ancak..

Can, sana can veren Allah icin adanir bilincini verir bize vahiy...


Ibn-i Kayyim, Islam dört prensiptir der...Bunlar akide, amel, davet ve sabirdir...

Inanmak, inandigini yasamak, yasadigina davet etmek ve sabirli olmak

Sabir öyle bir deger ki o olmadan adeta hic bir prensip gerceklesemez...

Halife Ali söyle der Nechul Belagasinda '' Sabirla iman arasindaki iliski, kafayla beden arasindaki iliskiye benzer.Sabirsiz iman tipki kafasiz bedene benzer''

Sabir olmadan akide olmadigi gibi amel de olmaz...Imani eyleme dönüstürebilmek ancak sabirla mumkündür...Sabir, ahlaka dönüsmuyorsa amel süreklilik arzedemez... Sabirsiz amel olmadigi gibi sabretmeyen bir davetci de tahayyül edilemez...

Tarihin tüm havarileri, azizleri veya sehitleri izdirabi ve aciyi yudumlayan yigitlerdir. Sabir olmadan iman, amel ve davet mümkün degildir. Iste Ramazan, bir ümmetin talebelerine sabir isimli dersi veren hocasidir ... Sabirsiz iman ve kafasiz beden... Iste Ramazan kisiye sabri ögreten yani bedene kafasini iade eden bir degere sahiptir...


Ramazan; kafayla bedeni, can ile vucüdü, ideal olanla reel olani, metafizik ile fizigi, yasama kavgasi ile ahlak dramini, güc ile erdemi, ruh ile cesedi birlestiren ve bunlari baristiran bir degere sahiptir...Bunlar arasinda köprüdür Ramazan...

Zira insanlik tarih boyunca böyle iki kutuplu bir dualizmin sürekli catismasi arasinda kalmistir...Begovic'e göre üc tür dünya görüsü vardir ki bunlar: ruhcu, maddeci ve Islam eksenli dünya görüsü olarak kategorize edilir...Ruhcu dünya görüsü; Hinduizm, Hristiyanlik ve idealizm dogrultusundaki inanclari kapsar...Buda, Eflatun, Leibniz, Hegel, Kant veya Henry Bergson ruhu esas alan görüslere sahiptirler. Bu görüsün en önemli isimlerinden olan Eflatun'a göre, hakikat ideler alemindedir.Gercek, bu alemde görünen nesnelerde degil ideler alemindedir. Dolayisiyla esas olan madde degil ruhtur. Bu algi insanligi madde eksenli degil ruh eksenli bir düsünceye itmistir.Aslinda bu, cagdasi Demokritios'a bir tepkidir. O ise varligin özünün ancak madde olacagi görüsünden hareket eder. Bu anlayis ise insanlari madde eksenli düsünmeye itmistir. Iste Begovic'in maddeci dünya görüsü olarak isimlendirdigi sey budur.Bu algi da Aristo,Hobbes,Spencer,Marx, Bacon gibi düsünürleri tarih boyunca pesinden sürüklemistir.


Dünya tarihi, bu iki kutuplu ''ruhcu-maddeci'' dualizmin catismasini yasamistir. Insanlik ruh ile madde arasinda gidip gelmistir.


Seriati der ki: Lao Tse geldi ve öte dünya inanci olan bir din getirdi.Cinlileri öbür dünyaya cekti ve din mistik bir hal aldi.Dünyaya hirsli olan insanlar magaralarinda ibadete cekildiler.Sonra Konfucyus gelerek insanlari dünyaya cekti. Insanlar öte dünya inancindan bagimsiz bir dünyevilesme icerisine girdiler. Avrupa da Roma dünyevilesmis bir haldeydi.Sonra Hz Isa Ilahi mesajiyla insanlara geldi...Ama kilise bu mesaji ruhanilestirdi...Dolayisiyla Isa nebi'nin hak olan mesaji mistik bir huvviyet aldi.Iste bu mistik algiya tepki olarak rönesans dogdu...Bu kez Avrupalilar bencil hirslariyla dünyevileserek insanligi sömürmeye basladilar.Iste insanlik bu iki kutupli dualizmin catismasini yasadi tarih boyunca...Islam ise insanlari dengeye davet etti...Islama göre ideal insan elinde Sezar'in klicini tutan ama gögsünde Hz Isa'nin yüregini tasiyandi. Sokratesin beyniyle düsünen ama Hallac'in kalbiyle asik olandi. Bu anlamiyla Islam bir denge diniydi ve iste Islam'in son ve hak din olusu da bu sebebleydi.


Ramazan insani bizzat kendisiyle baristiran bir degere sahiptir. Insana, ruh-beden, ideal olanla ve reel olanin dengesini verir.Insan oruc tutarak ruhun ve iftar ederek bedenin hakkini verir.Iki temel mesaji vardir aslinda Ramazan'in...

Birisi insan bedenine olan mesaji, digeri de insan ruhuna olan mesajidir...Insan bedenine su mesaji verir: ''Ey oruc tutan insan! Aclik nedir ögrendin. Ac olmadigin icin sükret ve muhtac olanlara yardim et...

Insan ruhuna da su mesaji verir: ''Ey insan ! Ramazan Kur'an ayidir... Vahiysiz kalmak, vicdansiz kalmaktir...Vicdansiz kalmak ise ekmeksiz kalmaktan daha fena...O halde insanlari vahyin diriltici soluguna cagir...

Bilgin Erdogan

Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/4/2008 - TOPLUM VE IHLALI

Kategori: guncel

 

İnsanlar doğup büyüdükleri topraklarda, mukaddesatın ne olduğunu, henüz kişilikleri tam oluşmadan öğrenirler.

Malik olmak duygusunun, fıtratın gereği olduğu kesin kanaat, ama neye, nasıl ve hangi ölçülerde olacağının tespiti gerekir.

İnsanı adam yapan tüm unsurların, yaşadığımız hayatın içinde bulunduğunu, bizlere uzak olmadığını bilmeliyiz, bir buket sunan elçinin, tebessüm ettiğini görebilmeliyiz.

Bizleri bu nadide buketten ve masrafsız tebessümden, sevgiden, fedakârlıktan alıkoyan unsurlar tarafımızdan bilinmiyor mu?

Bizzat yaşadığımız bu hayatın manasına bigane kalanlar, mutlaka mezarlara da manzara niyetiyle bakıyordurlar!

Yaşamak zorunda olduğumuz bu hayatı, çekilemez hale getiren temel unsurları ihdas edenlerin, aldatılmış olduklarını, bizzat hayatı bahşeden açık ve seçik bir netlikte beyan ediyor.

Bu yaratıkların kendi akıl ve zanlarına göre hayatın, ne anlam taşıdığını biliyor olmalarını, kendilerinden emin olmalarını bir zillet olarak, telakki etmek durumundayız.

Tercihlerinin bizimle aynı frekansta olmaması şaşırtıcı değil, çünkü bunların ortak zaafları tekebbür, enaniyet ve hıyanettir.

Paydaları bu olan yaratıkların, zulümden, desiseden, entrikadan asla vazgeçmeyeceklerini bilmemiz kaçınılmaz olacaktır.

Bizler mukallit olmaktan kurtulup, itminan olarak, kime, niçin, nasıl ve hangi ölçülerde itibar edeceğimizi bilemez isek, müşahhas bir şekilde, tahkik ederek kanaat sahibi olamaz isek, yanılgılarımızın kaçınılmaz olacağı muhakkaktır.

Hayatımızı ihata eden ve bizleri sürüklercesine alıp götüren, bizi bizden ayrı bir insan yapan faktörleri tanıyarak, muvahhit duruşunu sergilemeliyiz.

Rahmet vesilesinin öğretilerini, susamışçasına araştırıp, kanarcasına ve büyük bir ihtimamla deruhte etmek zorundayız.

Toplumun içine girdiği kutuplaşmalarının temelini oluşturan nedenlere, bir göz attığımızda anlamak adına zorlanmaya hiç gerek kalmıyor.

Bu bakımdan beni benliğimden uzaklaştıranlara, kin kusmak kolay olduğu için bunu yapmayacağım, fert bazında bile kendi ile barışık bir sevgi için kucak açacağım.

Hoş görü, ölçülü, sevgi, sabır, sebat, metanet azığım, kin, zan, zülüm ve egom çok iyi tanıdığım nefsimin basamakları olacaklardır.

...

Mustafa Cilasun

Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/3/2008 - Gönüllerin Kıblesinden Süzülenler

Kategori: guncel

 

Haremin mahremine dökülen damlalalar ocaklar gibi yanıpta, gamı izhar etmeyen gönül erleri, ruhun kamil manada istikametinin Rahman’ın tecelligahına amudi olarak yükseldiği beyan-ı Kuran dilberleri, bunalan dünyanın, ümit ile beklenen ukbanın, ferah fuhur zuhur edecek and içilmiş zamanın adeta nurdan haleler halinde dantelasını ören insanlığı kemalata yükseltecek rehberleri..


Bir kutlu sevdanın, mihrabını, kutsal mekanlarda mimberleştiren, nefsin boynunu çile ve ıstırap ile büküp, zühd ve takvayı gönle yerleştiren, iman ve aşkı ilahiyi insanların kalplerinde birleştiren, mekanlara mekin olan, hicrete mağrifet rengini veren, dualara tüm evreni seren, hitabı gönle indirip, haceti kalbe bindirip, istek ve arzuları sindirip, gönül diline buyur diyen,haremin mahremine taht kurmuş, tevazu sultanları bir hasbihalde Medine sabahına denk bir yakarış denmişti ve cevab-ı sevab gelmişti. Bu yakarış Mekke akşamında nihayete ermişti.

 

Kuran şehrinde insanlar Kuran okuyor, nakış nakış ilim dokuyor, buram buram gül-ü Muhammet (sallallahu aleyhi ve sellem) kokuyor. Bir devrin hatıraları canlanıverdi gözümde, bir Musab (radıyallahu anh), bir Enes (radıyallahu anh) eridikçe eridi özümde.
Bembeyaz örtüler içinde, kalpleri gibi ak, doyulmaz seyrine sen de bir bak, alınlarında masumıyet perçinlenmiş, sıcak iklimlerinde kalbi huzura götüren manevi serinlik derlenmiş.


İhsanlar demet demet yağmış rahman katından onların kucağına, her köşe ikram msofrası kurulmuş, davet var mütavazi sevgi ocağına...
Göz yaşları durmuyor yanakların yamacında, tüm kainat ağlıyor gönüller sultanına, tarih sayfa sayfa anlatırken kainatın huzura kavuşacağı imranı, nasıl unuturuz ki gönüllerin ebediyet mimarını.....


Bir kuş olsam uçacaktım demiştin.. buralarda kuşlarda var O 'nun tereyan ediyor, ve cümle alem bu tavafı seyrediyor...

Gönlümde İbrahimvari yangınlar var demiştin, yanan gönüllere berd ü selam olan zemzemi hele gözyaşı, dertlilerin merhemi, bir kalbi onun ile erittin değil mi?..

Alem yanıyor, devran yanıyor, insanlık adeta çığlık olmuş alevleri semalara yükselen yangınların içinden, geçip giden yiğitler yanıyor....

 

Veda vakti idi bir sabahın güneşe kavuştuğu anda nasıl bırakılacaktı herşey canlı hatıralarıyla saklı olduğu mekanda....

Bir çift nağmeydi dökülen ebediyet gamzeden dudaklardan, evet bu ses tanıdıktı, yıllar önce yankılanmıştı taa uzaklardan.. “Allı valalı sarığını sar ya Rasûlallah, o mübarek atını benim ülkemde de sür ya Rasûlallah!” Demek ki yakınlık mekanda değil, gönlün tekarübündeymiş, meğerse gerçek felah o gönül erinin nefehatındaymış... Kuranın çölleşen gönülleri aydınlattığı ve onları cennet-asa baharlarla donattığı, mekanlara mekin olan, huzur ve sükuna erdiren o kutsal topraklara her gidiş bir hasret çığı gibi düşer kuytu kalmış ıssız yüreklere..


Asrın dehşetine, zamanın helaket ve felaketine aldırmadan, en ücra köşelerde bile kalblerinin gecenin Rahman’a açık rıhtımlarında semadan gelen rahmet esintilerine açan nice isimsiz, cisimsiz kahramanlar vardır adlarını sadece yüceler yücesinin bildiği.
Kalbi kırıkların feryadını, zulme uğrayanların yakarışını duyan ve onlara ekstra lütuflarla ihsanlarda bulunan yüce Rabbime sonsuz hamd ü senalar olsun ki şu kısacık hayat içinde baki bir hayatın çekirdiğeni iman ve Kuran ile sulamak büyütmek nimetini bizlere lutfeyledi.


Sınırlı duygularla sınırsıza yelken açmayı ve inanmış bir kalbin etrafına nurdan haleler saçmayı, yaratılmışların en şereflisi olma makamını ihraz etmeyi bizlere lutfeyledi.


Bu denli serazat ve çakırkeyf bir halin perişaniyeti, şu boynu bükük dünya artık bu denli günah yükünü taşıyamaz hale geldi ve selleriyle, depremleriyle bunu bize feryad ediyor adeta..
Kainatın zerreden şemse bütün hüceyratı kendi lisan-ı halleriyle Cenabı Allah’ı zikrederken, nasıl olur da kainata halife konumunda insan hala onu anlayamaz ve ondan gelen yüce emirlerin ağırlığını benliğinde hissedemez.


Bu duygu ve düşüncenin sancısı ile dertli sineler, Cenabı Allah’ın yüce adını ve Efendimiz aleyhissaletü vessalamın nam-ı celilini güneşin doğup battığı her yere götürme sevdalısı nice gönüller bir yitik sevdayla çıktılar yollara.


Geride bıraktıklarını, ileriye bırakacakları cennet-asa bahar adına hiç düşünmeden, gözyaşları ve rahmet yakarışlarıyla yeşerecek sevdalar için buruk vedalara el salladılar

 

Bir kurtuluş mücadelesi gibi yeniden var olma, cihanın dört bir tarafını hakikatı kuran için tekrar var etme mücadelesiydi bu .
Ve derdini yıllardan beri sinesine çekmiş ve dertli bir bülbülün seherlerde dert nağmelerini en ulvi hislerle şakıdığı gibi Anadolu insanın gönlüne, kulaklarına şakımıştı Allah Rasulünün güzide bülbülü..


Ve çoraklaşan toprakların Muhammedi (Sallalahu aleyhi vesellem) gülleriyle etrafa gülizar yaşatması için.
Kolay değildi elbet bu peygamber sevdalısının baş koyduğu kutlu ve umutlu yol, kandan irinden deryalar, kendini hakikatlare kapalı tutanlar için pek şedid dünyevi hülyalar vardı..


Şimdilerde dünya yeşermeye başladıysa ve ahirete ait mesaj nice muhtaç gönülde makes buluyorsa, yıllar öncesinin sıkıntılı günlerinde, “Aç açabildiğin kadar sineni herkese kalmasın alaka duymadığın bir kırık gönül!” mesajlarıyla atılmıştı mevsimin çorak toprağının bağrına.. iman aşkıyla dolu gözyaşlarıyla sulanmıştı.. dualarla, niyazlarla beslenmişti.. ve Yüceler Yücesine tam teslim olunmuştu.


Ümit ederiz Cenabı Mevla bu irfan ordusunu yollarda bırakmasın, Efendiler Efendisine en güzel hediyeyi sunacak ve Cenabı Allah’ın rızasına kavuşacak yiğit oğlu yiğitlerden eylesin.

 

Hüsnü Taşcan

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->



ARARIM - OMER KARAOGLU

Menü

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım



Dareyn Dergisi


Sayaç



Site tasarım

Tüm hakları 2007 - 2008 Mnelam © ’a aittir.