Menü

Son Yazılarım



Namaz Vakti

Beni Ekleyin!



Glitter Photos

Akra FM!



29/3/2009 - ÜŞÜYORUM

Kategori: siir



Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır


Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum


Gözlerim parke parke taş duvarlarda


Açılıyor hayal pencerelerim;


Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum.


Kekik kokulu koyaklardan aşarak,


Güvercinler ülkesinde dolaşıyor


Bir çeşme başı arıyorum.


Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp


Mis gibi nane kokuları arasında


Ruhumu dinlemek istiyorum.


Zikre dalmış her şey cıvıl cıvıl


Güne gülümserken papatyalar


Dua gibi yükselir ümitlerim


Güneşle kol kola kırlarda koşarak


Siz peygamber çiçekleri toplarken


Ben çeşme başında uzanmak istiyorum;


Huzur dolu içimde


Ben sonsuzluğu düşünüyorum


Ey sonsuzluğun sahibi


Sana ulaşmak istiyorum.


Durun kapanmayın pencerelerim,


Güneşimi kapatmayın


Beton çok soğuk,üşüyorum.

                                                                   Muhsin Yazicioglu
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/3/2009 - SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM

Kategori: siir



Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum

Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terkediyorum

Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın

Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum

Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yanlızlığımın
Saçlarımıda uzaklarına gömdün

İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terkediyorum

"Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda
"Ya öldür beni"dedim
Ya da git benden
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yârini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi

Benden
İçimden
Terkediyorum


Kahraman Tazeoğlu
Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/3/2009 - Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.

Kategori: siir



Benim adım insanların hizasına yazılmıştır.
Hergün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.
Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olsaydım
Ölüm ve acılar çatsaydı beni
Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak
Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.
Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım
Diri-gergin kasları konuşsaydım
''Kardeşler!'' deseydim ''Kardeşlerim!''
''Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
''Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
Bakın yaklaşıyor''
Yazık, şairler kadar cesur değilim
Çoçukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan
Gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor.

Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı
Öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım
Bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında
Çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların
İnanmazdım dosyalara sığacağına
Gittikçe ışıldardım dükkanlar kararırken
Hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı.

Benim adım bilinen bütün cevapların üstüne mühürlenmiş
Ellerim tütsülenmiş
Evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında
Dirgenler, bakraçlar, tornavidalar
Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar
Ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa
Gövdem açık bir hedef kılındı belâlara.
Ve bu yüzden yakışıksız oluyor
İnsanları hummalı baharlar olarak tanımlamak
Ve bu yüzden göğsümde dakikalar
İnce parmaklar halinde geziniyor
Konvoylar geçiyor meşelikler arasından
Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
Ölümden anlayani ciddi bir yaprak
Unutulacak diyorum, iyice unutulsun
Neden
büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.

İsmet Özel

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/2/2009 - Gül lütfun'dan sineme har düşer

Kategori: siir




avuçlarımdan yere inci inci zâr düşer
kudretle alnıma bir uzun intizar düşer

hüsnünün karşısında bülbül olamadım da
yine de gül lütfundan şu sineme hâr düşer

ben hâlâ yanıyorum, gönül unutmadı ki
nitekim nisyanın kalktığı yere nar düşer

pay etmiş adaletle güya canan zamanı
bilmem neden hep bana uzun sonbahar düşer

vuslat ümidi bile gençleşmeme yeterken,
bir lahzalık firakla gönlüm ihtiyar düşer

kelime yarla başlar,hece müdamdır yarla
ve cümlenin sonuna nokta gibi,yar düşer

bir baktın ki sevgili parçaladın kalbimi
sanırsın sinem üstüne şak-ı Zülfikar düşer

ey kalkanı hâr, ölme ne olur başka yerde,
sinem kabristanında sana da mezar düşer

çarhı almış figanım, ay utanıp saklanır
derdime sema ağlar,tek tek yıldızlar düşer

çözdüğün zaman hani zülfün dudak büker ya
kalbimin en sıcak noktasına kar düşer

sual ederler benden “seviyor musun hâlâ”
dudağımdan cevaben sükûtla ikrar düşer


mustafa tanrıkulu

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/2/2009 - Uyan Artık Yiğidim

Kategori: siir



Istırâbdır yiğidim azığımız, hicrandır
Mirasımız mahkûmdur, mahzundur, perişandır
Gene de ye’se düşme yiğidim; imtihandır
Filizlenen her ölüm, mazlumlara nişandır

,
Ne gönüllerde sevinç, ruhlarda beyaz kaldı
Ufka bir bak, ilerle; inkılâba az kaldı.


Ülkemden hatırıma hep sefiller geliyor
Bin yüzlü Ebrehe’ ler, kara filler geliyor
Şimdi devran değişti; ebâbiller geliyor
İbrahim bahçesinden taze güller geliyor

Âlemde, duyulacak kutlu bir âvaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.

Çöküyor sırtımızda yükselen vahşi duvar
Heykeller kırılıyor; dökülüyor mumyalar
Toprağın sinesinde umut var, heyecan var
Okşadığın her kökten fışkırıyor bir bahar.


Buzlar çözüldü; kıştan kuru bir ayaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.


Gözlerin âyet âyet büyüyen bir bebektir
Ellerin sokaklarda uçuşan kelebektir
Sana rehberlik eden ne cindir, ne melektir
O bir İnsan-ı Kâmil, mücella bir dilektir


O’ ndan bize ebedi sürecek bir haz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılaba az kaldı.


Bulanık akan sular durulacak yeniden
Gökyüzüne direkler vurulacak yeniden
Saâdet menziline varılacak yeniden
Çağlar üstü bir nizam kurulacak yeniden


Cehaletin elinde lanetli bir saz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.


Bu kan kokan coğrafya, bu çığlıklar senindir
Bu gözü yaşlı târih, hıçkırıklar senindir
Yeryüzünde çiğnenen bütün haklar senindir
Prangalı hükümler, aydınlıklar senindir.


Yıllardır, uygarlıktan sana hep enkaz kaldı
Ufka bir bak yiğidin, inkılâba az kaldı.


Tasalanma yiğidim; zaman bizden yanadır
Külümüzden yükselen duman bizden yanadır
Son durak, son ilahi ferman bizden yanadır
Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır


Kapıları açacak çoşkun bin niyaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı


Mahzenlerde beklemek ziyan artık, yiğidim
Fecr-i sâdık vaktidir; uyan artık yiğidim
Ateşlere girsen de, dayan artık yiğidim
Hakikate dönüyor rüyan artık, yiğidim


Zalimler için karar verildi; infaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.

Nurullah Genc

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/1/2009 - GAZZE’NİN ÇOCUKLARI

Kategori: siir



Umudun adı gözlerinle bana bakıyorsun çocuk

Kanım akıyor kan kırmızı Gazze’nin duvarlarında

Filistin çiçeği yanıyor yanı başımda ateş kırmızı

Güneş çiçeği doluşuyor gözlerime milyonlarca

Gözlerim alev sarısı, yalazlanmış temmuz sıcağı gibi

Bilmiyorlar ki aşkın hiçbir zaman ölmediğini.

 

Anlamıyorlar güne bakan çiçeğim açıyor durmaksızın

Ve anlamıyorlar toprağa düşen kanların gülistana döndüğünü

Uydularda radarlara düşüyor Gazze, çocuklar üşüyor ölüm ateşinde

Durmaksızın misket bombaları yağıyor şehrin üstüne şimdi

Sana nevruz dedim,

Sana Kerbela dedim,

Sana mahkûmdur aşk dedim,

Şimdi Kerbela’da ağlayan Zeynep annemdir öyleyse

Efendimden armağan olan bir Muharrem’dir öyleyse.

 

Yeşil vadilerin mutlu insanlarıyız biz

Yani hepimiz, yani cümlemiz,

Bir ölü gibi hissetmeden Kehkeşanlara dalmışken yani

Simsiyah gözleriyle bakan yıldızlarım kayboldu aniden

Şimdi Filistin’de insan olmak zordu, delikanlı olmak zordu

Zordu Gazze’de çocuk olmak, anne olmak hayal ötesi.

 

Ben bu yanda oyuncaklar ülkesinde

Güllük,  gülistanlık bir havadayken daha

Oyuncaklardan arabalar, bağlar, villalar yaparken;

Mermi kovanları, zırhlı paletler ve kaleşinkof parçaları

Oyuncaklarıydı Mahmut Derviş’in, şair olmak zordu Filistin’de

Zordu elbette çocuk olmak Gazze’de, anne olmak hayal ötesi.

Filistin kardeş dedim, 

Gazze can dedim,

Dayan yoldaş dedim,

 Şimdi doğacak gün aşkına, okunan ezan ve kıyam aşkına

Kelamı kadim,  Peygamberi Zişan aşkına

İsa, Musa, Davut aşkına, İncil, Tevrat ve Zebur aşkına

Hu diyelim, hu diyelim, kıyam edelim

Sıra bize gelmeden haydi dostlar Filistin’e gidelim.

Recep  Garip

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/1/2009 - Günescag Savascilari

Kategori: siir



Gözlerinde gök sancısı

İçlerinde okyanus uğultusu uzun mızraklarla yararak karanlığı

Gelip dayandılar şehrin sivrilmiş tırnaklarına



Çarpık dudaklarıyla kırpılmış saçlarıyla

Soyguna uğramış yüzleriyle

Barbar ellerin işgal ettiği sonra terk ettiği

Harabe kadınlar

Gidip gidip gelirlerdi camekanlı çarşıda



Bu kirazı kim yer kim satar

Hangi savaştan arta kalmış bu çocuklar.



Sonsuz devirleri aşarak savaşçılar geldiler

Ve akşamın ipini kestiler

Gece putun üstüne devrildi put yere devrildi



Yanlış pazarlara sürülmüş yılgın uykusu şehrin

Ortasından bölündü.



Kollarını derin balkonlara dayamış bilinçleri ustura savaşçılar

Taradılar gözleriyle ağır ağır şehrin saçlarını

Ayıkladılar bir bir bitlerini

Fosfor ellerini uzatarak balkonun uçsuz uzantısından

Yanan şehri tuttular



Şu bizim atımızdır deniz hipodrom

Nehrin yatağını öp sen ey savaşçı

Birikinti gölleri geç apartmanları geç kaldırımları



Bir bir ayıkla mezarları.



Güneşçağ öncüleri yolları tuttu dua erleri tuttu

Yüzleri Mekke ülkesi gözleri Medine çeşmesi

Elleri altınçağ mimarı.


Erdem Beyazıt

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->



ARARIM - OMER KARAOGLU

Menü

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım



Dareyn Dergisi


Sayaç



Site tasarım

Tüm hakları 2007 - 2008 Mnelam © ’a aittir.